13 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Malumattar (1) olmak

Kendimi elimden geldiğince, eski tabiriyle, magazin dahil her konuda malumattar kılmaya çalışıyorum. Magazin günlük siyasi gazetelerin neredeyse dörtte biri filan ediyor. Bazı kanallar hariç televizyon yayınlarının ise beşte biri falan. Manken, sanatçı, artist vesaire unvanlarla çalışan kişilerin anladığım kadarıyla önce bir 'ajanları' var. Sonra efendim bir 'imaj maker'leri' var. Onlar bu kişiler hakkında haber ortamı hazırlıyorlar, kılık kıyafet, saç, baş, makyaj seçiyorlar, ya basın mensuplarına haber verip çağırıyorlar, ya da zahmetine katlanmayan muhabirler için kendileri resim çekip haber yazıp servis ediyorlar. Sonunda basında bu kişiler hakkında "Zurnacı sevgilisiyle lakerda yerken görülen ünlü (veya seksi veya güzel veya sosyetik) Leyla lakerdanın torikten değil palamuttan yapıldığını öğrenince garsonu azarladı" gibi hayati önemi haiz haberler çıkıyor. Bu sayede sosyal hayatımızdan malumattar oluyorum. Oluyorum ama ne benim ne başkalarının işine yarayacak bir şey öğreniyorum.

Sonra siyasi haberlere bakıyorum. Ya birileri, ama sözü dinlenmesi gereken güçlü birileri, talimat vermiş veya bazı basın mensubu arkadaşlar aralarında anlaşmışlar önemli siyasiler mutlaka 'çok önemli açıklamalar' yapıyorlar. Yani, sadece açıklama yapmıyorlar ille de çok önemli açıklama yapıyorlar. Ben de "Yaa önemli demek ki" diyerek okuyorum. Bana çok önemli gelmiyor. Malumattar oluyorum. Oluyorum ama ne benim ne başkalarının işine yarayacak bir şey öğreniyorum. Sonra efendim bir de güncel 'şok' veya 'flaş' haberler var. Siyasi partilerden futbol takımlarına, ünlü sanatçılardan esnaf birliklerine ya flaş çakıyor ya da şok oluyorlar. Ben okuyorum ne şok oluyorum ne de flaşlar çakıyor. Yine de malumattar oluyorum. Oluyorum ama ne benim ne başkalarının işine yarayacak bir şey öğreniyorum. Geliyorum esas okumam gereken yere yani ekonomi ve işletmecilik konularına. Geliyorum ama o zamana kadar ihtiyar yaşımda pek takatim, özellikle sabrım kalmamış oluyor. Ünlü manken, önemli açıklama, şok ve flaştan sonra artık açık ve bilimsel görüş arıyorum. Öyle de olur, böyle de olur tipi spor toto şakası gibi analizleri pek okuyamıyorum. Evet efendim, sepet efendim, arada sırada müsaittir efendim tipi yalakalık yapmak için yapıldığı belli olan analizlere de tahammül edemiyorum. Ağzınızla kuş tutan marifetli adam için 'İşte ispat. Zalim herif masum kuşu ısırıyor' şeklinde her yapılanı tu kaka eden tarafgir olduğu belli analizlere de sabrım yok. Sözün kısası bu tür yazılardan malumattar olamıyorum. Şimdi siz büyük olasılık "Hoca işin mi yok? Malumattar olmayıver? Her yazan çizen malumattar olduğu için mi yazıyor? Rahatına bak" diyenlerden olabilirsiniz. Demeyin. Önce akademik merakım var. Malumattar olmalıyım. Sonra eh iyi kötü haftada bir de olsa gazetenizde bir köşem var. Ben malumattar olmalıyım ki sizleri malumattar kılayım. Sonra, efendim eş dost "bu adam bilir" diyerek gelip soru soruyorlar. Malumattar olmalıyım ki rezil olmayayım. Şimdi beni evimde ziyarete gelen bir dostumun dostu sordu: "Şekerleme işine yatırım yapıyorum hayırlı bir iş mi yapıyorum?" diye. Şimdi ben ne diyeyim. İşletmecilikten anlıyoruz dedikse şekerleme işinden anlıyoruz demek istemiyoruz. Şekerleme işinden malumattar olayım dedim. Sorduğu basit, cevabının da açık ve kesin olması gerekir. Demeliyim ki "Yap kardeşim. Paraya para demezsin" veya "Yapma kardeşim. Paran cebinde kalsın" ya da "Hiç bir malumatım yok. Bana sorma". Yani, öyle de olur, böyle de olur demek olmaz. O sırada da meşgulüm. Gözlem altında seramik, cam, alüminyum ve çelikleri termal temizleme işlemine tabi tutuyorum (bu hanım seyrederken bulaşık yıkıyorum demenin bilim dilinde söyleniş şeklidir). Benzer bilimsel bir şeyler söyleyebilir savabilirdim veya üzerinize afiyet bende tip-2 şeker var tatlı yemem deyip savuşturabilirdim ama adam kapıma kadar gelmiş. Cevabımı yazarım okursun dedim ve kendi kendime "Malumattar olayım bari" diyerek çalışmaya başladım. Gel de malumattar ol. Önce yazılı kaynaklara baktım. Bermutat kimi her şey harika, ihracat patladı, Güney Amerika şekerlemelerimize bayılıyor hatta oraların tüm radyolarında Türkçe "şekerli misin vay vay kaymaklı mısın vay" şarkısı çalınıyor diyor, kimi ise 'şekerde tat kalmadı' diye ağıt yakıyor. Bre aman bunca okumuş yazmış analizcinin biri de şu adama açık bir cevap veremeyecek mi Veremeyecek herhalde. Raporları okudum onlar da 'ööle de olu, bööle de olu' diyorlar. Yok yoluna dostumun dostuna rezil olacağım. Acaba bu şekerleme sektörüne has bir şey mi diye baktım. Her sektörde öyle. Dedim ya spor toto şakası gibi. Analizci, sektör temsilcisi, odalar, borsalar, bakanlar, düşünenler, etkililer, yetkililer bir araya gelseniz de bir ortak görüş veya mutabakat (consensus) raporu hazırlasanız olmaz mı? Bizde ona göre malumattar olur eşe dosta ukalalık ederiz. Etmeyin, tutmayın zaman zor zaman. Ülkenin her sektörde, özellikle katma değeri yüksek sektörlerde üretimi arttırarak atlama yapması lazım. Yoka bu kadar borç, işsizlik ile kredi musluklarını açarak baş edemeyiz. Yine de dostumun dostuna yazarım okursun dediğim için gayret ve hamasetle (yiğitlik, kahramanlık, cesaret) çalışmama devam ettim. İşte Balkanlar'da ve Ortadoğu'da ilk defa yapılan!! kesin analiz. Bu raporumu elektronik postayla yolladım. Size bir özetini veriyorum.

Sevgili dostumun dostu: "Gel sen bu işten vazgeç. Şekerleme imalatına paracıklarını yatırma. Neden mi diyorsun? Bak anlatayım: Sen şimdi çıkar 'Silifke'nin yoğurdu' lezzetli lokumu uluslararası standartlara uygun üretirsin üç gün sonra ucuz taklidi çıkar. Kimse de bir şey demez. Kaliteli hammaddeyi ithal edeceksin dolar-avro paritesi maşallah deniz kızı Eftalya gibi oynuyor. Plan program yapamazsın. Kur, enflasyon falan derken maliyetlerin tavan yapar. Şekerlemeni sat diye verirsin adam alır dükkanın en güneş alan aydınlık yerine koyar üç gün sonra şekerlemen şekerlenir, "Senin malın bozuk" diye kafana atarlar bir şey diyemezsin. Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım Köy İşleri Bakanlığı, Hıfzıssıhha Kurulu, Belediye arasında gidip gelmekten bitap düşersin. Kan şekerin çıkar. İstenen raporları hazırlayacak laboratuvar bulamazsın. Sen şeker kullanırsın el oğlu glikoz kullanır maliyet kırar tüketiciye anlatamazsın. Kalifiye eleman ararsın bulamazsın."

O da bana cevap yazdı. Şöyle diyor: Hocam teşekkürler. Sektörü iyi incelemişsin ama; Türk mallarının dış pazarlarda rekabet edebilmesi için sektör ve bakanlıkların bir çalışma yapmadıklarını, şeker fabrikaları özelleştirildiğinden beri 'gelen gideni aratır' durumları yaşadığımızı, sektörde sigortasız, eğitimsiz eleman çalıştıran, kaçak su, elektrik kullanan, kayıtsız çalıştığı için vergi ödemeyen, bırakınız uluslararası normları hiç bir norma uymayan ürünleri hijyenik olmayan koşullarda üreten firmaların haksız rekabetlerini, rapor vermek için ekstra teşvik! isteyen ve zaten sayıca ve teknolojik olarak yetersiz olan laboratuvarlarla çalışmak zorunda kaldığımızı, aynı üründen rengi değişik, kokusu farklı diye sil baştan üretim izni isteyen bürokrasiyle uğraştığımızı yazmamışsın. Ben de cevap yazdım. Ben onları yazmadım çünkü sizin sektöre has sorunlar değil. Bu sorunların üretim yapan her sektörde her şirket için geçerli olduğunu benim hanım bile biliyor dedim. O da cevaben "Ne yani Türkiye'de kimse üretim yapmasın mı yani?" dedi. Bende kızdım "Bak şeker gibi adamsın. Münafıklık etme" dedim. Artık sadece dostumun dostu. Benim dostum değil. Kötümser adam ne olacak.

Sağlıcakla kalın
----
(1) Bilgilenmek demek. Malumattar olun.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız. Daha önce üye olmadıysanız lütfen üye olunuz.
Giriş Yap Üye Ol!

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.